Dürüst olmak gerekirse çoğu şeyin farkındayım. Herkesin akıl vermesi ya da bana bir şeyleri anlatmasına ihtiyaç duymadan farkındayım. Gözlerim detaylı analiz edebiliyor, ruhum ince de olsa hissedebiliyor, anılarım teker teker donmuş olsa da acil bir durumda harekete geçiyor dahası kalbim bazen sıkışarak bazen de ferahlayarak durumu fark edebiliyor… Merhaba, ben Ayşegül Çetiner ve biraz olsun içime döndüğüm kendimden bir şeyler yazmak istiyorum.
Sadece dünyayı görmek için Dünya’yı gezmek gerektiğine inanan insanların içinde şehir şehir bir asker kızı olarak dolaşıp insanları çeşit çeşit yönleriyle yüzleşmenin dünyayı tanımak için bir başlangıç olduğuna her zaman inandım. Ancak, insan, dünyayı tanımak için Dünya’nın içinde bulunup gezip dolanacaksa önce kendi çocukluğunu gezdirmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü ben, çocukluğumu birçok yerde unuttuğum için görmem gerekenlerle çok yüzleşememiş hatta kaçmış ve sığınmıştım. Sığındığım alan; çocukken sevmediğim o kitaplar, bayıldığım müzik, sanat, bir şeyleri araştırma dürtüsü, analiz etme isteğiyle bütünleşmişti. Bana bir danışman olarak “gel sen de Freud gibi kendine terapi ver.” deseniz çocukluğumu karşıma aldığımda psikoterapide şunu anlardım: Ben kitaplardan nefret etmiyordum; yerimde durmamam gerektiği inandırıldığı için uzun şeyleri takip etmeyi ve sürdürmeyi kaygı uyandırıcı buluyordum ve asla, uzun olan hiçbir şeyde odak kalamadığımı keşfederdim. Derslerde tembel gibi uyuklamamın nedenini “Bana hep başarısız yaftası takıldığı halde anladığım Türkçe veya Matematik’te hatta İngilizce’de asla başarılı olmak istemediğimi ve bunu başarılı olacaksam bir onay gerektiğine inandığım için öğrenilmiş bir çaresizlikle” bütünleştirirdim. İnsan, çocukken aldığı sıfatlarda o kadar yoğruluyormuş ki kendisini bilmeden bir ömür geçirebiliyormuş.
Ben, sadece Ayşegül olarak kısmen öyleydim. Sonra sekizinci sınıfta bir matematik öğretmeniyle karşılaştım. Görseniz, öğretmenim Halit Ergenç’in ikizi gibiydi. Matematiği öyle kolay ve rahat yaptığımı fark ettiğinde bana “öğrenme stilin hızlı ve pratik yoldan” bu yüzden keşfettiğin kısa yollarla, kendi yaptığın analizlerle dediklerimi kavra demişti. İnanın o zamana kadar asla full çekmediğim notlardan matematikte sınıf birincisiydim. Hatta öyle saatlerce oyalanıp durmazdım sınavlarda. Verir-çıkardım. Burada not başarı mı? Hayır. Asla değil. Fakat keşfedilmişlik bir başarı. Başarı zaten görülmek. Birilerinin içindeki o potansiyeli fark ettiğinde sana geçip “başarabilirsin” demesi. Bir insanın keşfedilmesi ne büyük zafer.
Ben uzun zamandır hayatı dondurup sanki başka dalda hayata devam ediyormuşum gibi birçok şeyi içime hapsettim. Her şeyin bir süreç olduğunu biliyorum. Bunu yaparken birçok arkadaşımla yollarımız ayrıldı. Sonra fark ettim ki aramasam da aramayan, buluşmak istediğimi söylemesem söylemeyecek dostlarımdı. Kayıp mıydı? Belki evet, belki de değil. Bence ikisi de. Asla kimseye nefret duymadan ayırdım yollarımı. Sadece yalanla, iki yüzlülükle var olmamış olaylar dışında çünkü içim, bu çağın karanlık tuzağına düşmek istemedi. Nefrette duymadım ama asla kabul edemedim beni bu karanlığa çekenleri. Kendimle kaldım ama asla kendimle olamadım. Şu sıralar bir şeyler yerinden oynuyor ve sanki dünya’da taşların yerini değiştirmesi gibi içimdeki ülkenin taşları, toprakları jeolojik yeni bir konum alıyor gibi. Korkularım, tutkularım ve asla olmaz dediğim tüm gerçeklerin içinde ben, ben olmaya karar vermiş şekilde ilerliyorum. Ama asla ileriye de gitmiyorum.
Aşık olduğumu göstere göstere, hayatta umudumu yitirmişliğimi hissettire hissettire… Olur da biri kalkıp derse ki “Bu profesyonelce mi?” “Tam olarak öyle” diye diye. Asla okuduğum konumu, bulunduğum statüyü ve gerçekleştirdiğim başarıları bir gölge olarak kullanmadan insan olduğum için profesyonelce. Düşüp, yara aldığım ve kanadığı için ağladığım ya da kanamaya artık dayanıklı kalıp pansumanımı kendim yaptığım için profesyonelce. Psikolojik olarak iyi oluş kavramını çözdükten sonra hazır bulunuş ve hazır oluş kavramını yaşattığım için profesyonelce. Evet, arkadaşlar ben insanım. Ayşegül’üm. Sınanmışlığın yorgunluğu, vazgeçmişliğin kederi de olsa yarın bir güneşle hayata tutunup bir ay ışığı altında gözlerimde yaşlar kendimi sakinleştirirken bulabilirim. Hem ben kaç kez yolda panik atak yaşayıp durumu tek başıma kontrol altına aldığımı çok iyi bilirim. Eğer bir yaşam dersi verecekseniz lütfen, kendinizin de yaralarını gösterip bak aslında kanamam var ve bu çizik geçmiyor, diyerek bana yol gösterin. Çünkü ne sizin öğrendiğiniz yollar benim ellerimle inşaa edildi ne benim yürüdüğüm merdivenler sizin ayakkabılarınızla aşıldı. Ben sadece yaşanmışlığı öğrenirim… Yaşayanın ne hissettiğinden anlarım hayatı. Hem herkesin yarası eş mi olacak? Hikayesi de? Hani hayatta evet bazı aşamalar çok ortak; doğru ama insan, o ortaklıkta bile başka bir insan. Başka bir gülüş. Başka bir karşılaşma. Başka bir rota. Ve başka bir iz. Benim sizle ortak olan alanım belki dilim belki mezhebim, belki de cinsiyetim ya da varlığım yani insan olarak adlandırılmam ama yaşantım veya hikayem, eşsiz. Basitçe eşsiz üstelik. Öyle dağlar gibi öve öve değil; sadece eşsiz diyerek eşsiz.
Ben Ayşegül Çetiner. Danışmanım. Öğretmenim. Bazen başka işler de yapabiliyorum. Üretim konusunda hayatta en çok üretime aşığım bir de beni hayata bağlayan spora. Ancak bu sıralar varı-oluşum yok olmak üzere. Bense donmuş bir modda hayatı izliyorum. Herkes birkaç tavsiye veriyor. Ben kenara çekiliyorum. Onları dinler gibi yapıp-sonra yaptığım ne varsa ona dönüyorum çünkü ne dersem diyeyim insanlar hep kendileri en çok bilen, en çok kendileri iyi yol gösteren. Uzun bir süredir yarışım bitti. Bense yeni bir ülke inşaa ediyorum içimde. Bu ülkede donmuş tüm hayallerimi gerçekleştirip keşfedemediğim daha nice benliğimi yaşatmak için. Tutkumu, insanlığımı, doğrumu ve yanlışımı özümden ayırmadan o hayatı kurabilmek için.
Hoş gör bu çiçekleri, hatta bu kuru dalı. Çünkü bunlar yabanın değil, kendi bahçenin malı. Varsın küçücük olsun zaferin, ne fark eder? Fakat bil: Onu fetheden sensin, bir başkası değil.
Yani demem o ki, asalak bir sarmaşık olma sakın. Varsın boyun olmasın bir söğüdünki kadar. Yaprakların bulutlara erişmezse, bir zararın mı var?
Ben, ben işte. Ben olabildiğim kadar. Bir ismim var ay ışığından ve güzel gülen insanın birleşiminden gelen. Bir de hikayem. Yarışım da yok. Kimisi için zor değil kendim için zorlukları ama güzellikleriyle dolu yirmi yedi senelik bir hikayem. Bir de birkaç yeteneklerim. Daha doğrusu beni hayatta tutan bazı üretimlerim var. Bir de hayalini kurduğum gerçekliklerim ve asla ödün vermediğim özüm. Bu çağın karanlığına teslim olmamak için kendi karanlığını yaratıp aydınlığını kendi özünde bulan özüm.,
Biraz iç dökmek içindi. Kendim için. Bir gün dönüp okuduğumda bana teşekkür edecek bir iç ses bırakmak için.
Ayşegül.

