Shop our newest collection on Etsy

Günümüz Kutlu Olsun da..

Sevgili kadınlar,
Bu yazı size de erkeklere de hatta özetle her insana bir eleştiri yazısıdır. Günümüz kutlu olsun.
Bir gücü gösteren tek bir günün günü kutlu olsun. Zamanında fabrikada can veren her kadının canıyla yazdığı bir günün kadın gücü için hatırlanacak tek gün olduğu için de kutlu olsun bugün. Olur da bir görüşü savunup, derneğin üyesiyseniz gündeme düşen her konunun tarihini az çok öğrenip popülariteden ve farklılıkların içinde yer edinmek için ellerinizi sıkıp bağırarak “kadınlara özgürlük” dedikten sonra bir kadının yaşadığı mağduriyete sırf kendi çıkarlarınız için görmezden geldiğiniz bugün de kutlu olsun. Şimdi tiratlar, methiyeler ve vefat eden her kadının anıları yankılanacak. Bir kadın, eşinden şiddet görmüş… Bir başarı alınmış ama duyulmamış taa ki 8 Mart olana kadar.. sonrasını yazmayacağım. Şiddet gören ve bu uğurda canını kaybedenleri paylaşıp arkasına sayaçlar ekleyeceksiniz. Onları unutmadık diye paylaşımlar yapacaksınız. Sonra bir öğretmeni anacaksınız. Sonra başka şiddete kurban giden kadını. Hatta bir iş kurup yükseleni takdir edeceksiniz. Bir başarıya imza atanı bugün paylaşacaksınız. Hikayeleriniz, gönderileriniz, durumlarınız “A, bak paylaşmış ne kadar “modern” bir insan” ifadelerini duyurmak için dolacak ve taşacak. Peki gün bitince ne olacak? Yanınızda gözlerinizin içine bakıp “Buradayım, görün beni” diyen bir kadını görebilecek misiniz? Size yaklaşıp samimiyetiyle güven duymaya çalışan bir kadının yaklaşımını zedelemeden durabilecek misiniz? Bir şeyi başardı diye o kadını kutlayacak mısınız yoksa başarısını görmezden mi geleceksiniz? Veya bir ses yükseldi diye sesi yükseltenin karşısına dikilip onu koruyabilecek misiniz?

Bence kadınlar günü olması şahane ama neden bugün sadece insan olmak veya hafızalarımızı sadece bugün tazelemek zorundayız onu anlayamıyorum. Kaç annenin yaşadığı trajediyi bugün görmeliyiz veya kaç kadının iş yerinde yaşadığı mobingi/tacizi sadece bugün veya protestolara katılarak duyurmalıyız çözemiyorum. Neden popüler olmayan yollarla da haklar yaşatılmaz ki? İlla bir topluluk olmalı mı düşünceleriniz olması için? Kaldı ki nerede insancıl yaklaşımlar, nerede Maslow, nerede gerçekler? Düşünceleriniz var olması için birkaç insanla mı sesiniz oluşmalı? Peki sizi yaşatan karakteriniz neden diğer günlerde savunduğunuz düşünceden uzakta yaşamakta? Hangi kadının, hangi şiddetin, hangi korkunun karşısında durduğunuzu sorguladınız mı? Hangi emeğin yok sayıldığı zaman onu parlattığınızı veya söndürdüğünüzü; hangi sıfırdan başlanan adımların takdirini sundunuz ya da hasetliğe vurup zedelediniz kaç başlangıcı?

Kadın hakları giyimden değil fikirden, saçtan değil beyinden, ellerden değil güçten başlar. Bir el bir eli tutar, bir el daha güç alır hak böyle savunulur. Birinin kimse yokken de cesur olup zararı yok etmek için adım atmasıyla başlar. Bir acı gördü mü durduramadığı gözyaşıyla başlar ister o acı onun olsun ister olmasın, onunmuş gibi sahip çıkmakla başlar. Bir ah işitti mi onun sesine ses olmakla hak başlar. Öfkenin karşısında su gibidir bugünü her gün yaşatabilecek bir zihinde olmak. Popüler gündemin dışında, gündem olan grupların dışında da sadece birey kalarak bu fikirleri hayatımıza katabilmektir esas olan. Oysa kutlu olsun methiyeleri paylaşılırken ve söylenirken; methedilirken bugün ertesi günde onun dışında yaşamak neden bugünü özel kılsın ki?

Bir insandan nefretle söz etmeden bir insanı yaşatabilmektir eşitlik. Yara vermeden, yaradan koruyarak yaşatabilmektir bir insanı bugünün eşitliği. Kadın, çocuk veya erkek fark etmeden hepsine karşı hepsini savunabilmek içindir böyle günler. Ayrıcalık şudur. Kadın var eder. Toplumu da o var eder. Yaradılışı nezakettir. Adımı sağlam atar ama düşebilir. İşte mesele düşse de kalkabileceğini bilmesini sağlamaktır. Kalkacağını bilmektir. Gücünü hatırlatmaktır. Bir güne özel değil, her güne özel bunu yapmaktır. Şiddetin karşısında ses olabilecek kadar hayata katılım gerektirir. Bir ses çıkmazsa görmezden gelmeden bir anne gibi sahiplenmektir olan olayı. Bir kız çocuğu gibi neşeyle her gün yeniden başlayabileceğine inanmaktır bugünün mahareti. Ne olursa olsun, sadece bugün hatırlamak için değil her gün gözleri kapatıp geçmeden olayları dile getirmektir. Sevgiyi en içe işleyebilmektir. Ne olursa olsun, ekranların zihnimizi boyadığı bugünlerde çocukların-gençlerin-her bireyin zihnine ve kalbine şefkati eklemektir bugünün asıl amacı. Hadi bırakalım tarihi de şuana bakalım; bugün sadece çalışan kadınlar için sembol değil her kadın için var olduğunu hatırlamak için bir sembol olsun. Ve en önemlisi bugünden sonrası da bu hassasiyet yaşatılsın. Bu bilinç korunsun. Ben de bu düşünceyi savunuyorum diye paylaşılan her paylaşımın ertesi gün hayatınıza dönüşü olarak sağlansın en azından bu sene itibariyle. Son söz olarak da madem kadını anıyoruz şunları demek istiyorum yazının sonuna doğru:

Bir kız çocuğuna sahip olmanın bilinciyle yetişsin içinizdeki çorak ülke. Yeşillensin, çiçekler açsın. Kaybolan neşeniz onun kahkahasıyla tohumlansın. Bir ablanın gücü gibi güçlü olsun içinizdeki inanç. Bir annenin fedakarlığı kadar yüksek olsun kendinize olan saygınız. Hayallerinize inancınız bir eşin gözleri gibi kör kütük aşık olsun. Bir kadın şarkıcının sesi gibi olsun ama bu cihanda bir yeri olsun sesiniz, yeriniz olsun… İlk kez kendi için bir şeyler yapan bir kadının mahcubiyeti gibi her duygunuz taze olsun. Ayakları yere sağlam basan bir kadın gibi herkese inancınız ve desteğiniz daim olsun. Günümüz kutlu olsun da HER DAİM bu şekilde olsun. 9’unda da bu olsun. 10’unda da. Hatta 30’unda da. Yeter ki sembollerin ötesinde var olsun!

Sevgilerimle;
Ayşegül ÇETİNER.