Shop our newest collection on Etsy

YALANIN İÇİNDE BİR DOĞRU OLMAK: GERÇEĞİ EKSİK BİLGİLERLE HAYAT.

Zamanında yaklaşık bir altı sene öncesinde bir Pinhani konserine gitmiştim. Hatırladığım en garip anılardan biriydi. Benim için bir arkadaşımla gideceğim ilk konser olması şaşırtıcıydı. İçim kıpır kıpır sanki havanın kokusunun rengi varmış gibi bir hisle ilerledim konser alanına. Arkadaşım, yanında bir arkadaşı ve ben gittikçe gittik. İlerledikçe ilerledik. Eni sonunda vardığımızda konser henüz başlamamış biz biraz sohbet ederken her şeyini bildiğim arkadaşım yanındaki arkadaşına öyle garip ve yalan konuşuyordu ki sadece kalakaldım. O gün o grubun içinde hiç sohbet edemiyordum. İçimden, neden sohbet etmiyorsun, diye diye konseri bitirdim. Konserde tek aklımda kalan “Dön Bak Dünyaya” ve “Bilir O Beni” şarkısı oldu. Ama bütün konser boyu neden sessiz-hiç cümle kurmadan devam etiğimi düşündüm durdum. Yalana eşlik etmeli miydim? Veya dürüst mü kalmalıydım? Hayat bu kadar ciddi mi? Neden insanlar birbirine yalan söyler? Birisinin aslında birine “ilk kez” söylediği cümle bile birkaç dönem öncesinde birine de “ilk kez” söylediği şey oluyordu. Oysa ben insanlara hitap ederken bile hepsine aynı yaklaşmıyorken yani biri günlük deyimle “kanka” hitabını benden duyuyorsa diğeri benden ismini diğeri başka terimi duyuyorken herkesin birbirine bu kadar herkesi aynı yere koyarak yaklaşması da çok büyük bir yalan değil mi? İnsan psikolojisi veya evrimi mi böyle dersiniz yoksa artık herkes birbirini taklit eden papağanlardan mı ibaret olmak için yaşıyor oldu anlam veremiyorum ama bu olay, bana kalırsa psikoloji ve evrim ile ilgili değil. İnsanın şahsi tercihi ve dünyaya uyumlu olma amacıyla ilgili. Neden uyumlu olmak zorunda hissediyorsunuz? Hissediyoruz ya da? Kim dayattı bunu? Herkese benzer herkesle aynı yolu izlersem mutlu olurum değil de kabul görürüm düşüncesi neden var? Biriyle kurduğum hayal başka biriyle kuracağım bir hayal olmamalı düşüncesiyle yaşarken arkadaşlarım, çevrem o kadar kayıp bir yolda yürüyüp herkesle aynı şeyi hayal edebilir, aynı şeyleri yaşayabilir duruma geliyor ki yaşamın özeli kalıyor mu? Ve en kötüsü bu insanlar için gerçek bir yaşam hissi var mı, çözemiyorum. Ben de dahi yokken onlarda oluyor mu bu his? Büyük yalanlar, herkesle aynı senaryo ve uyumlanma çabası içinde bir matrix kurarken nasıl bu his var olabilir? Birine sunduğunuz gerçek diğerine iletilen bir ifadeye dönüşüyorsa WhatsApp grubu gibi kurduğunuz ilişkilerde-iletişimlerde neden bir gerçeği hayal edesiniz ki?

Gerçek elinizde öldürdüğünüz bir kavramken neden bir hayat arayaşındasınız? Yalan, ağzınızda kolayken ve ben yalanla uyumlanamıyorken beraber bu iki uçta biz nasıl uyumlanabiliriz? Modern dünyanın uyumlanma kuralına kurban ettiğiniz hisleriniz, birilerinin aslında zamanından çalınan birkaç sene veya ömürken kayıp içindeki yalanlar havuzunda kendinize nasıl gururla yaklaşabilirsiniz? Kaybolan şey gerçek de değil. Değer. Dünya değeri. Ahlakı. Ki ahlak, bir dini temsil etmez bir hayatın seçim alanını tanımlar. O açıdan bakın konuya. Dünya görüşü kaybolmuş bir insandan büyük hayallerin gerçekten sahibi olmasını bekler misiniz? Kayıp işte tam olarak burada. Herkesle her şeyi yaşamada. Diğerinin doğruları bildiğini ortamda büyük yalanlar düzineleri sunmak. Her şeyiyle dünyaya sınır koymamakta. Hatta şahsi olamamakta. Şahsi olamayan kim gördüğü değeri sonuna kadar hak eder ki?

Peki ben neden cidden o gün hiç konuşamadım? Belki de bu kadar doğru kalmak da hataydı. Dilim söylese yüzüm el vereceğinden mi yoksa samimi duyguların gerçeğini aradığımdan mı sessizleştim o gün? Neden sessizdim, inanın bende bilmiyorum.