Çok düşündüğüm bir süreçteyim. Her şeyi düşünür oldum. Aslında ilk kez böyle gerçekçi düşünmeye başladım. Eskiyi, şimdiyi, ben hariç diğerlerinin zihnini… Geçmişimde olup bitenleri, giren insan yüzlerini ve öğrendiğim gerçekleri ya da bana söylenmiş çeşitli yalanları. Kimisi için aşırı değerliyken nasıl da aslında büyük bir yalanın içinde olduğunu bilmemek… Aldığım yaralar ve yaraların beni kendime geetirişini. Herkesin yarasının benden farklı olmasını çözemeyişimi de düşünüyorum.
Diyorum da acaba insanlar birbirlerine bu kadar benzerken nasıl olur da bu kadar ayrı olabiliyor diye düşünüyorum. Mesela birini tanıyorsun, yaşadığın süreç onun senden önce yaşadığı süreçle bir veya o senin yaşadığın bir süreci şimdi yaşıyor ama oldukça farklısınız, bu nasıl olabiliyor diye düşünüyorum. Çok savaş verdiğim bir süreçte şu sonuca vardım: Bıraktım. Artık beni hikayenin baş karakteri yapmayan herkesi bıraktım. Çünkü yaralarım var. Benim de hakkettiğim değerler var. Benim de bana gösterilmesi gereken eşsizlik ve biricilik var. Ben, birinin yaptığı hatalara rağmen onun değerli oluşuyla savaşmayacağım. Yeraltım işte.. Ben ilk kez köklerimi yeraltından salıyorum yere, toprağa oradan gökyüzüne. Artık değersizlikle beslenmiyorum. Birileri için değerli değilken değersiz olduğumu düşünmekle de beslenmiyorum. Bir savaş verdiğim de sığınacağım limanların bana daha çok yara vermesi de benim artık seçimlerim arasında değil. Fanatikliği seçiyorum. Sevdiğin insanların fanatikliğini, düştüğünde onunla beraber ayağa kalkma fanatikliğini ama işte fark şu ki ben zaten böyleyim ben artık bana böyle olunmasını seçiyorum.
Bir yerde bir şeylerin mücadelesini göstere göstere ya da herkes gibi vermediğim için durgun sularda yüzdüğümü zanneden herkese de veda ediyorum. Zamanında Kadıköy sahilinde gece 22.00’da dalgaların üstüme gelişiyle kendimle nasıl savaştığımı, nasıl uykusuz kaldığımı, uykusuzluktan bayılıp kimsenin beni kaldırmadığı sokaklarda kendim kalkıp evime gittiğimi de hatırlıyorum. Ben mi savaşmadım? Hastanelerde sabahlarımı çürütürken kim vardı ki savaştığımı bilecekler? Şimdi herkes beni basit, neşeli ve boş zannediyorken kaç hayat tanıyıp, o hayatlara ışık olmak için çabaladığımı ve buna rağmen hastayken de zor şeyler yaşarken de kimsenin yanımda olmayışını nereden bilecek ki değil mi? Bir gece uyurken kendime bu değeri hatırlatıp her şeyi bıraktım. Ve biliyor musunuz, kendimle gurur duyuyorum.
Bir gün asla hiçbir şey yaşamamış biri olmadığımı bilmek de çok güzel. Belki sizin gibi değil ama çeşitli mücadelelerim oldu. Kendimi aşmak için girdiğim iş yerinde, hayatımdan olacakken son anda kurtulup güzel bir şansla karşılaştığım gibi veya büyük bir ayrılık yaşarken bir anda asıl gerçek acılarla yüzleşip bir enkaz ile karşılaşıp uykusuz gecelerle mücadele ederken bir anda kendimi bulup güneşi, sabahı, kendimi sevip enkaz altında kalanlar için onlar adına da yaşamayı seçtiğim anlar için de kendimle gurur duyuyorum. Bitmeyecek gecelerin bitişini sağladığım için de. Ben mi değerli değilim? Hah, güleyim size. Asıl her şeyi sadece zevk içinde yaşayan, beyni berrak değil bulanık anlarla dolu insanların değerli oluşuyla mı bana bunu söyleyeceksiniz. Gerçek bir karşıtlığın savaşçısı olamayıp popülerliğe sürüklenip bir canlıya dokunmanın, bir gerçek hayatın nefesini birine vermekle uğraşmayanın sadece sohbeti hoş ve iğrenç alışkanlıklarla dolu bencilliğiyle mi yarışacağım? Sanırım ben bundan çok daha fazlasıyım… Gerçekten çok daha fazlasıyım. Yarışı bıraktım. Yarıştıranları da. Bıraktım.

