Bir yazı okudum. Yazı da şöyle bir şey diyordu. AYRIL: Seni sen yapmayan her şeyden, senden yeni bir şey doğurmayan her şeyden, hayatını tamamen bir güzelliğe dönüştürmeyen ve seni zorlamayan her şeyden ayrıl. Yazı da durup düşünmemi sağlayan en son madde oldu. Beni zorlamayan? Yani ne demekti bu? Aslında psikoloji derslerinde zorluk, güzelliktir diyerek belli zorluklar listesi çıkarmıştık. Daha iyi olmak için zorlanan potansiyel, daha güzel yaşamak için zorlanan şartlar, daha iyi anılar için zorlanan kazanımlar… İnsanların yaşam biçimi böyleydi. İnsan, sınanmazsa asla üçgenin en üst noktasına yani kendini gerçekleştirme evresine gelmiyordu. İnsan sınanırken de en çok geçici zevklerin ve kalıcı huzurun arasında gidip geliyordu psikolojide. İhtiyaç ile doğan değil seçim ile kurulan her şeyin kalıcılığının eşsizliğini biraz olsun Jung kitapları okursanız veya Maslow’u, Varoluş psikolojisini incelerseniz anlarsınız. Örneğin ihtiyaç ile doğan yalnız kalmama dürtüsü ile seçim ile kurulan yalnız kalmama isteği arasında eşsiz bir deneyim yattığı bir insan hayata dair sorgular yaparken bulabilir esasında. Birliktelikler, dostluklar, aile olma bilinci ihtiyaç ile ortaya çıktıysa sonu faciadır ancak bir seçim ile kurulan bir gerçekliği her geçen gün kazanmak için çabalamak ve zorlanmak ve seçimle bir birlikteliği kazanmak ya da bir şey kurmak, inşaa etmek ilerideki hayatın huzuruna yatırım yaptığını Maslow sanırım üçgenin sonuna gelmeden bir önceki bölümde insanın çabasını ikiye ayırarak anlatıyor. Dahası Varoluş Psikolojisi kitabı bunu kaygılar üzerinden anlatıyor. Bu konuda bilimsel bir çalışma yaptığım bir dönemde, tahmini birkaç sene öncesi-çocuklar yanımda hem onlarla etkinlik yapıyor hem de bir yandan makaleler içinden analiz yapıyorum-, bir arkadaşım bana mesaj atarak şunu söylemişti: “Seçtiğin kaygı, sana büyük huzur veriyor. Aslında elindeki Irvin Yalom kitabı ne dediyse kanıtı niteliğindesin. Seçtiğin kaygı seni hayata kazandırıyor.” Seçtiğim kaygıyı düşünüyorum o zamanlar.
O kadar her yerde olmaya çalışan bir kızdım ki bunun sebebi neydi sorguluyorum. Bir yandan beş yaşlarında iki ya da üç güzel öğrencimin özel hayatındaki aksaklıkların onların değerini nasıl zedelediğini fark edip ailelerine gönüllü atölyeler hazırlayarak, onları bir aile hissinin nasıl güvende hissettirdiğini gösteriyordum iş çıkışları bir yandan bir üniversitenin sertifika programında üniversite lisans bölümüymüş gibi çeşitli hazırlıklar yapıyor sayfalarca makaleler yazıyordum ki literatürde bir yenilik olsun ve ailenin, çocuğun değerini toplumda bir yansımasını güncel konularla tutalım. Bir yandan terapide bir insanın hayatına nasıl dokunabilirim-ne yöntem geliştirip eğitimini alırsam onları hayata kazandırabilirim derken kendimi eğitimlerde buluyordum, bir yandan özel hayatımda yolunda gitmeyen her şeye sihirli dokunuşlar yapıyordum, bir yandan yüksek lisans tezini tamamlıyordum, bir yandan da yaşadığım ağır bir olayın üstünden gelebilmek adına her türlü gönüllü faaliyetlerin peşinde koştururken Türkiye’nin dört bir yanından herkese ulaşıp bu gönüllülüğü büyütüp gönüllü her türlü travma sonrası eğitimleri herkese aldırmaya çalışıyordum. Zorla beni uyutmaya çalışan iş arkadaşlarımı hatırlıyorum, arayıp artık dinlen diye yalvaran güzel dostlarımı hatırlıyorum ve mesajı tekrar hatırlıyorum. İşte seçilmiş bir ihtiyacın yorgunluğunun bana şuan ne kattığını sorarsanız ki bu seçimleri yapmasaydım şuan gördüğüm gözlerle dünyaya bakamazdım.
Ondan çok seneler geçti ki yine ihtiyaçtan değil seçimle bir yaşamı seçtim. Olduğum Ayşegül’e saygım varsa asla ihtiyaçtan yöneldiği yanlışlarla dolu bir hayatın ürününe sahip olmamasından. Hep seçilmiş bir gerçeğim vardı. Asla kalabalıkların veya birkaç senelik zevk veren ürünlerin materyallerini gerçekçi bulmadım. Her şeyin sonunda da şunu söylerdim bunu ben isteyerek seçtim ve bu yaşadığım pişmanlıksa bu bile değerli. Bir insanı gerçekten ileri taşımak için yapılabilecek en güzel şey ihtiyacı için değil seçtiği için yaşamasını öğretmek. Bir aile olmayı ihtiyaçtan değil, seçerek kurarsın: Ben, ilham verecek bir sevgiyi büyütmeyi seçiyorum. Ben, ilhamı sevgiyle paylaştıracak bir gerçeği seçiyorum diyerek kurarsın. Bir bağı ihtiyaçtan değil seçerek büyütürsün. İnsan neyde ihtiyaçtan hareket eder derseniz ki o da şöyledir: Seçtiği şeyi kazanabilmek için yaratılan ihtiyaçların peşinde hareket eder. Ben bunu yapacağım için şuan burada olmayı seçiyorum. İhtiyaçlarınızın seçimlerinizi yönettiği hayattan ziyade seçtiğiniz hayatın ihtiyaçları için harekete geçtiğinizde bir hayatın başrolü siz olursunuz. Bir hayatı var edebilecek güçte olmak için de başta zorlanırsınız. Düşersiniz, yapayalnız kalırsınız, yanınızda birileri varsa da sizi anlayabilecek kişi sayısı ya hiç ya da bir olur. Ağlamamak için savaştığınız günlerin gecesinde gizlice ağlarken kendinizi bulursunuz. Nefesiniz kesilir, sağlığınız alarm verir ama siz devam etmeye mecbur olursunuz. Önceden doğru gördüğünüz şey bir pencere açılır aslında o kadar doğru değilmiş dersiniz. Önceden size mutluluk getirdiğini zannettiğiniz her oyalanmanın bedelini ödememek için koşturursunuz. Seçiminiz için yaşamaya başladığınızda çamurlarla haşır neşir olursunuz. Çünkü gerçeklik, o oyalanmaların ve akıl oyunlarının ötesinde karanlıkla başlar. Işığı siz olun diye sizi baya hırpalar. Antika ve tek tek senelerce elle işlenmiş bir halıyı uzun zaman sonra ortaya çıkarır gibi o hayatı da gerçekliği de öyle ortaya çıkarırsınız. Balkona açarsınız, elinize bir sopa başlarsınız halıya vurmaya… Tozları dökülene kadar vurursunuz tüm gücünüzle siz de o da epey yorulur ama sonunda senelerce ellerle işlenmiş, eşi benzeri olmayan o antika ürünün emeğiyle karşılaşıp iyi ki yaptım, şu güzelliğe değerdi dersiniz.
Her kim okuyor bunu bilmiyorum ya da kime ulaşıyor onu da bilmiyorum. Ama ben seneler önceki kendime baktığımda kendime söylemek istediklerimi yazıyorum. Zor da olsa bir şeyleri başarmış ve buraya gelmiş ona yazmak istediklerimi buraya not ediyorum. Olur da birinin kalbine dokunursa bu yazdıklarım ve zor bir süreçten geçiyorsa her zaman kendime söylemek istediğim o güzel cümleyi ona da söylemek istiyorum: Bırak her şey paramparça, darmadağın olsun. Böylece toparlaması daha kolay olacak. Zorlanıyor musun? İyice zorlan. İyice yorsun. İyice koş. Ayakların sanki birbirinden kopacakmış derecede hissettirene kadar koş. Bunu gerçek anlamda zamanında yaptığımda hatırlıyorum sonu düşüş olmuştu. Eğer sende düşersen bırak düş. Çamur olsun her yerin. Üstün başın bulansın toza kire. Sonra tekrar kalk. İnadına yap bir şeyleri. Çamuru, tozu, kiri bilen biri temizliğin kıymetini hem daha iyi anlar. Kazanacağın hayatın meyvelerini bunlarla topladığını unutma. Hayat, seni zorluyorsa-bir şeyler de yolunda değil gibiyse ya da seni kırıyorsa-yalnız hissettiriyorsa çok yakında güzelliklerle dolu bir hayata kapı açacağını unutma. Sadece hayattaki değerlerin ne bunu bul ve ilerlemeye-gerekirse düşmeye devam et. A, bir de düşersen bazen uzanıp düşmenin tadına da bak. Paha biçilemez bir büyü var orada. Bir gün her şeyi değiştirme gücü düşüşler sayesinde insana kazandırılıyor. Dediğim gibi bırak her şey darmaduman olsun, böylece toparlaması daha kolay olacak.

