Shop our newest collection on Etsy

Yaşamaya Çalışmak | hocam bu konu notlarda yoktu! – Yaşam DERS 1 (SORGU)

Her şeyden kaçarken biraz olsun nefes almak için sığındığın limanın ta kendisi bir yaşam mücadelesi çıkarsa ne yapardın?

Çok güzel bir soru okumuştum. Aile çözümlemesi yapan bir kitapta şöyle bir ifade geçiyordu: Bir savaş alanında kiminle olmayı tercih ederdiniz? Daha önce sıkıntılı bir durum yaşamış ve kendini nasıl koruyacağını bilen birisiyle mi yoksa daha önce hiçbir şey için savaşmamış biriyle mi?
Bu sözün üstüne gerçekten oldukça fazla düşündüm. Zaten benim en büyük huyum düşünmek. Bir keresinde bir bilgi yarışmasında bir çocuğu izlemiştim orada şöyle diyordu “Ben aşırı düşünüyorum bu yüzden de doğru düşünmeyi kendime öğretiyorum.”. Tam olarak bazen bunu yapmaya çalışsam da aşırı sorgulardan çıkamıyor zihnim. Her neyse. Bu sözü okuduğumda “Yaşamaktan kast ne?” diye düşündüm önce. Sıkıntılı durumlarla hiç karşılaşmamış insanlarla karşılaşınca duyduğum kavram mı yaşamak acaba diye düşündüm. Onların anlattıkları mı? Yoksa anlatamadıkları hayatları mı tam bir yaşamdı? Sonra dedim ki malum biz örnekler ülkesiyiz. Birileri bizim için hep örnek olmalı peki ben şimdi bu yaşamak kavramında her şeyin desteğini alıp, kat be kat ilerleyenin ilerleyişini mi örnek almalıydım ya da -nasıl desem- sadece kendi çerçevesinde çok şey katmış ancak başka çerçevelerde konumlandırılması güç bir yaşanmamışlık mevcut birinin yaşamı mı yaşam olarak örnek alınmalıydı? Benim ki de bunları değerlendirebileceğim bir yaşantı mıydı? Gizli dertler, ilerleyen baskılar, bir fanustan çıkıp okyanusu keşfetme arzusunda bir küçük balık misali mi kıyasa girmeliydim?

Kendini nasıl koruyacağı ifadesine gitti daha sonra aklım. Dedim ki “kendisini korumak mı?” Düşünsene birileri var hayatta, kimse tarafından korunmuyorlar ve o kadar çok buna ihtiyaç duyuyorlar ki bu ihtiyacın karşılanmasına yabancı kaldıkları için mücadeleye karşı bir güç geliştiriyorlar. Ya hayatta bir pes edişin içine giriyorlar ya da o kuyudan çıkmak için hayatını bile tehlikeye atıyor. Dönüyorum ve diyorum ki, bu insanların yanında her konuda korunan bir insanın kendisini korumasıyla bu insanların kendini koruması bir mi? Ben bir savaşın içinde hangisini yanımda tutmalıydım? Yorgun ama pes etmeyen ve kendisinden başka çaresi bulunmayan bir insanı mı yoksa çevresinde korunmaya çok alışkın, dinlenmeyi de bilen ama hayatı sadece o kadar bilen birini mi? Sınırlarını zorlamayanı mı? Kendi dünyasına dünya eklemekten çekineni mi?
Yaşamaya çalışmak işte. Tam olarak bu. Bir hayattan beklediğin şey her insanın aynı şartlarda mutlulukla yaşaması mı sence diye soruyorum tüm bu soruları sorarken bu mu adalet yoksa biraz olsun önde olanların bir şeyler için mücadeleyi öğrenmesi mi gerek? Çünkü mücadelesiz bir yaşam, gerçekten yaşamayı hissettiriyor mu? Uyan, o rutinde kal ve yat. Bir fayda, bir kazanç, bir yorgunluk olmadan senelerce kağıtlar, bilgiler, sınavlar arasında yatağımda ya da masamda çalışırken bu çelişki içinde hayatı anlatamayan ders kitaplarından ne fayda kaldı şimdi bana?

O kadar içime dert olmuştu ki tesadüf eseri insana, hayata dokunmak için bir alanı keşfettim ve okudum. Okurken bir çocuğun yarasına, bir kadının yasına dokundum, evet. Ya bu alanı keşfetmeseydim? Ya hayatın çeşit çeşit dertleri olduğunu bilmeyecek kadar kör olsaydım. Ah, tabii ya Saramago “Körlük” kitabında tam olarak bunu anlatıyordu değil mi, çok farklı yollarla? Evet, tam olarak bunu anlatıyordu. Bir tesadüf hatta karşılaşmalar önüme çıkmasaydı ne yas ne de acı lügatıma girebilirdi bu açıdan. Zira biz acıyı, bir yaşantı sonucu öğrenmeye çok hevesli olduğumuz için bu denli bu kavrama büyük bir korku besliyoruz ve kaçıyoruz ya çünkü kafamız kitaplar ve bedenimiz dört duvar arasındayken bu hisse bir kaygı büyütüp her şeyden kaçmak da normaldir. Oysa içinden geçmiş biri için acı, sadece yaşamak için bir aracı kalıyor. Ya da yas. Yas için çalışırken ve bir şeyler için yas tutarken öğrendiğim en büyük şey “insan, kaybettiğine değil; kendi kaybına duyduğu yası tutuyor.” Bir şeyi kaybetmek için illa maddi olarak bir ayrılışa gerek duymuyor ayrıca insan. Belki 2022 yas kavramını bana göstermeye girmişti. Hem kendi içimdeki o şeye ait bir şeyi, bir parçayı bir şeyde kaybetmiştim hem kayıpla 4 senedir yaşayan bir kadının ruhuna hitap etmeye çalışıyordum hem de maddi olarak bir kayba şahit olmuştum. O sırada öğrendim ki her yas, biraz olsun kendi kaybettiğiniz versiyonunuza ve kendi kaybınıza ve kendimizin de bir gün kaybolacağına oluyormuş.

Peki, sevgili hocalarım; bana kitaplar veren ve senelerce bana bilim diye gösterdiğiniz ezber bilgiler içinde beni oyalamaktan öteye gitmeyen kanıtlarla dolu süreçler için soruyorum (ki ben bilime de kitaba da aşık biriyim) sizce bu eğitiminizde bir şeyler eksik değil mi? Bizi hazırlayamadığınız bir hayat yok mu? Veya şöyle sormak istiyorum bana bir dünya keşfetmeme izin vermeyen hangi bilgi esastır? Beni duvarlara bağlayanlar mı, yoksa tesadüf eseri karşıma Almanya’dan gelen bir hoca eşliğinde didik didik makalelerce araştırdığım ve nedense hiçbir zaman ve hiçbir kitapta önüme çıkmayan bilgiler mi? Ya da yaşamak için insan tanımaya başladığımda kendi çerçevemi genişletip okuduğum kitapları bana şekillendiren gerçek hayat okulu dediğimiz gerçeğin öğrettikleri mi? Hangisi çok merak ediyorum bazen hangisi yaşam için esas? Hangisi yaşama devam etmek için gerekli? Hangisi doğru? Hangisi “yaşadım ya” diyebilmek için lazım?